Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Koşmasaydım Yazamazdım

Benim yaşlarıma gelmiş bir insanın, şimdi tutup da böyle şeyleri yazıya dökmesi çok saçma gelebilir, ama işin gerçeğini açığa sermek gibi bir isteğim var; benim daha çok yalnızlığı seven bir karakterim vardır.
Hayır, biraz daha net ifade edecek olursam, tek başına olmaktan pek bunalmayan bir karakterim vardır...
Gençlik yıllarımdan beri böyle bir eğilimim vardı.
Birileriyle bir şeyler yapmaktansa, tek başıma sessizce kitap okumayı, kendimi vererek müzik dinlemeyi severim.
Tek başına olduktan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda sıkıntım yoktur...
Yaşamımın bu döneminde mutlu muyum mutsuz mu, kestiremiyorum, ama bunu sorun haline getirmesem de olur diye düşünüyorum.


Günlük yaşamımda olsun, iş alanında olsun, başkalarıyla üstünlük mücadelesine girmek, benim istediğim türden bir yaşam şekli değil...
Fakat bu yalnızlık hissi, bazen şişeden fışkıran asit gibi, farkında olmadan insanın yüreğini kemiriyor, eritiveriyor...
İşte o yüzden de, bedenimi fiziksel olarak hareket ettirmeyi aralıksız sürdürmek, bazı durumlarda son sınırlarına kadar zorlamak yoluyla, içimde taşıdığım yalnızlığı çürütmek zorundayım...
Benim gibi bir karakterin, çoğu kişinin hoşuna gideceğini sanmıyorum.
Karakterimden etkilenecek bazı kişiler (sanırım çok azdır) çıkabilir. Fakat hoşlanana ender rastlanır.
Böylesine kendini öne çıkarma özelliğinden yoksun bir insana, bir şey olunca hemen kozasına kapanıveren bir insana, acaba kim sempati besleyebilir ki?

Haruki Murakami

4 Şubat 2015 Çarşamba

Olmayanın Peşinde Kaybolan Yıllar

Birbirimize imrenirken elimizden kaçırıyoruz zamanı, yaşamı... "Anı yakalamak" dillere dolanan bir ütapyadan başka bir şey olmuyor. Yalnızlar evlilere özeniyor, evliler yalnızlara. Evli olanlar kendilerine eklenen başka bedenlerin sorumlulukları altında ezilirken, bekârlar yalnızlıkları altında eziliyorlar. Kimse halinden memnun değil. Herkes olmayanın hayalinin peşinde. Sürekli olmayanı arzulama savaşı. Elimizdekilere odaklanabilsek yaşam ne kadar kolay olacak halbuki. Herkes bunu bilir, bunu söyler ama mesele uygulamaya gelince kimse doğru olanı yap(a)maz. Bütün bunların farkında olanlardanım ben de. 
Biliyorum ki, insan tek başınayken her şey ne kadar kolay olsa da olmayanı arayacak! İyi ya da kötü anları paylaşacak birini isteyecek. Tek başına yemek yemek zamanla anlamını kaybedecek, film seyretmek yavanlaşacak... Böyle anları biriyle paylaşmak, böyle anlarda birine anlatmak, böyle anlarda birini dinlemek isteyecek... O'nu anladığını göstermek hevesiyle yanıp tutuşacak. Dokunmak, dokunulmak... Sanki bütün bunlar gerçekleştiğinde önemsizleşmeyecekmiş gibi... Gençliğe adım attığı ilk andan itibaren bu gibi duyguları yaşamak istese de insan, bütün bunlara ulaştığında başını çevirecek. İlk başlardaki yalnızlığını arayacak... İnsanın en büyük çelişkisi! İnsan, bünyesinde barındırdığı bencil dürtüleri nedeniyle, teşhisini koyduğu çelişkinin tedavisini belki de hiçbir zaman yapamayacak.
Neden bu hayatta sürekli aşılması gereken engeller ve yapılması gereken işler var ki? "Anı yakalamak" gerçekten bir ütopya mı yoksa ulaşılabilecek bir hedef mi? İnsan, ruhunda bu kadar çelişki barındırırken ve dahası bu kadar işle boğuşurken, bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de dünya kadar insanı memnun etmesi gerekiyorken nasıl anı yakalayabilir ya da yaşayabilir?
Çocukluk, ilkgençlik, mezuniyet, iş, evlilik derken buradan çocuk sahibi olmaya ve onun büyümesine giden yıllar, insanın kendi anne-babasının yaşlandıkça çocuklaşmasıyla zorlaşmaya devam ediyor. Bize kalansa, çocukluğumuzu bir kenara koyarsak, tüm bu hengâmede sıramızın gelmesini beklemek sanırım...