Christopher Nolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Christopher Nolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2015 Pazartesi

Interstellar / Yıldızlararası: Sinemada Yeni Bir Boyut

Aylardır merakla beklenen Interstellar, belirsiz bir tarihte yok oluşun eşiğine gelen dünyayı bir taşrada resmederek başlıyor. Tarımsal üretimin sadece mısıra kaldığı, kum fırtınalarının sıklaştığı bir coğrafyada vakti zamanında uzay araştırmalarında bulunan ama artık çiftçilikle uğraşan Cooper ve ailesine odaklanıyor. Faaliyetlerini yeraltında sürdürmek zorunda kalan NASA’nın bir projesine beklenmedik şekilde dahil olan Cooper, dünyada kalan insanları kurtarmak ile gittiği yerde yeni bir koloni kurmak arasında kalıyor. 
Fizik teorileri, paralel evren, kuantum fiziği, zaman kayması, solucan deliği, kara delik, beşinci boyut ve yerçekimi gibi kavramlar üzerinden ilerleyen destansı uzay yolculuğu, bu tür için uzun sayılabilecek 169 dakikalık süresi ile seyirciyi merak dalgasının içine itiyor. Nolan, Cooper karakteri üzerinden bilimsel gelişme ve keşfetme duygusuna vurgu yaparken, diğer taraftan da kariyerinin en duygusal yapımına imza atıyor. Duygusal yapı, baba-kız ilişkisinin dramatik gelişimi ve Hans Zimmer'in etkileyici müzik çalışması ile zirve yapıyor. Filmin ilk 45 dakikasında klişelerden uzak durarak yok olmakta olan dünya güzellemelerinden kaçınan yönetmen, finalde anlam kazanacak aile eksenli hikaye çerçevesini oluşturuyor. Dünyanın neden ya da nasıl tükendiğine dair görsel planlar sunmak, uzaya çıkış hazırlığı ve diğer karakterlerin tanıtılması gibi dertleri de bir kenara bırakarak sadece asıl meseleye odaklanmakla büyük bir risk alıyor Nolan. Eleştiriler muhtemelen bu klişelerden kaçınmak pahasına oluşan boşluklar için gelecektir. Görecelik kavramı üzerinden dünya ve başka gezegenler arasındaki zamanın ilerleyiş farklılığına odaklanan yapım, zamanın acımasızlığı üzerinden dramatik yapıyı derinleştiriyor. Son 1 saatte ise paralel kurguyla gerilim zirveye çıkıyor.
Amerikalı teorik fizikçi Kip Thorne danışmanlığında Nolan Kardeşler'in senaryosunu yazdığı Interstellar, eğlenceden ziyade bilimsel teorilere sırtını dayadığı için seyirciyi her açıdan zorlayan bir yapım. Bellek-kurgu ilişkisinin seyirciyi düşünmeye itmesi ve beşinci boyut sekansları kolaycılığa alışmış sinema seyircileri için filmi anlamsızlaştırabilir. Christopher Nolan'ın 2000 yapımı Memento'dan beri birlikte çalıştığı Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Wally Pfister bu yapımda koltuğunu 2013 yapımı "Her" ile rüştünü ispatlayan Hoyte Van Hoytema'ya devretmiş. Hoytema sayesinde gösterişten ziyade sade ama iddialı, minimalist görsel planlar filme damgasını vuruyor. Böylece Nolan'ın sinemasına hakim olan gösteriş merakı da biraz törpülenmiş.
Diğer taraftan, son birkaç yıldır kariyerinde büyük bir sıçrama yaşayan aktör Matthew McConaughey performansıyla yine büyülüyor. Filmin dramatik yapısına katkısı yadsınmayacak düzeyde. Anne Hathaway, Michael Caine, Matt Damon, Casey Affleck ve Jessica Chastain gibi oyuncular, kadroyu zenginleştiren diğer isimler... Sinema tarihinin en iyi bilim kurgu filmleri tartışmasında "Gravity" geçen yıl yeni bir çığır açmıştı. Şimdi ise Interstellar bu yarışın üzerine yeni bir tuğla koymakla kalmıyor, sinemayı yeni bir noktaya da taşıyor.


Yönetmen: Christopher Nolan
Senaryo: Jonathan Nolan, Christopher Nolan
Oyuncular: Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon, Casey Affleck ve Michael Caine.
Yapım: ABD-İngiltere
Tür: Bilim Kurgu
Süre: 169 dakika
IMDb Puanı: 8.8

29 Ocak 2015 Perşembe

Inception: Bir Başyapıt Yanılsaması

Hatırlar mısınız bilmiyorum, filmin bir yerinde Cobb eşine “Sen kusursuz değilsin!” diyordu. Diğer yandan Jean Baudrillard ise ünlü bir kitabında, "Dünyanın bir yanılsama olması, onun kökten kusurluluğundan kaynaklanır. Eğer her şey kusursuz olsaydı, açıkçası dünya var olmazdı ve kötü bir rastlantıyla kusursuzluk niteliğine yeniden kavuşsaydı, varlığı açıkça son bulurdu. Cinayetin özü budur: Kusursuz olursa iz bırakmaz. Dünyanın varlığı konusundaki inancımızı pekiştiren şey, onun suçlu, kusurlu niteliğidir. O zaman birden bize kendisini ancak bir yanılsama olarak açar."  demekte. Yabancı basında bir sinema yazarı da film için, "İnsanların neden bu kadar heyecanlandığı hakkında gerçekten en ufak bir fikrim yok. Sanki biri uyurken kafalarının içine girmiş ve Başlangıç'ın öncü bir başyapıt olduğu fikrini... Bir saniye! Galiba anladım! Bu film aslında hezeyan halini almış beğeniyle ilgili bir metafor. Bu film aslında kendisinin metaforu!" demekten kendini alamamış. Açıkcası ne Baudrillard kadar felsefi ne de bahsi geçen sinema yazarı kadar acımasız olmam mümkün değil.
Dolayısıyla, filmleri birbiriyle kıyaslamayı doğru bulmasam da, salt sinema adına bir değerlendirme yaptığımda, bana göre Nolan'ın kendi başyapıtı Kara Şövalye’den daha iyi bir film yok ortada. Kara Şövalye'de hissettiğim güçlü sinema duygusunu, özenli sinematografiyi bu filmde göremediğimi söylemeliyim.  Son derece özgün senaryosu, Hans Zimmer'in neredeyse filmin bile önüne geçen güçlü müzikleri ve bir sokakta kafede gerçekleşen slowmotion patlama sahnesi dışında aklımda kalan pek bir şey olmadı. Şimdi pek çoğunuzun söylendiğini, "onca şey saydın, aklında daha ne kalacak?" dediğini duyar gibiyim. Evet, haklısınız ancak unutmayın ki bu kadarı bir filmi ancak iyi yapmaya yeter, başyapıt değil. Örnek mi istiyorsunuz? Filmin karlı tepelerde geçen üst baskını son derece vasat ve sinematografiden yoksun bana kalırsa.
Filme içerik olarak yaklaştığımızda ise, Matrix'te olduğu gibi "yaşadığımız dünyanın bir yanılsama olduğu"  imasını görebiliriz. Ancak Sinema Dergisi'nin Eylül sayısında Kerem Sanatel'in film üzerine yazdıklarında daha farklı bir iddia var: Sanatel'e göre film hikayesine, deyim yerindeyse cart diye giriyor ve hikayenin bir yerinde kahramanına "rüyaların ne zaman başladığını asla anlayamayız" dedirtiyor. Filmin en önemli repliğinin bu olduğunu ve filmin hikayesinin ısrarla mantığı zorlamasının, saçmalamaktan gocunmamasının rüya mantığıyla örtüştüğünü iddia eden Sanatel, filmde uyanıkken geçen tek bir sahne bile olmayabilir düşüncesinde. Çünkü esas entrikanın, Cobb'un vicdan azabını gidermek üzerine kurulmuş bir "fikir ekme" operasyonundan ibaret olabileceği ihtimali mevcut. Zaten filmin finalindeki dönen şeyin düşmemesinin nedeni de devam filmine göndermeden ziyade bu, yani her şeyin bir rüya olduğu iması! Ya da başta belirttiğim gibi Baudrillard’ın kusursuz (yanılsama) dünyası…
Son tahlilde, Sanatel'in ifade ettiği gibi sinema "uyanıkken düş görme" sanatı ise Inception (Başlangıç) sinema tarihine sıkı bir gönderme ve seyirciyi uykusundan uyandırma girişimi olarak yorumlanabilir. Özgünlüğü ve müziklerinin ihtişamı ile seyircisini tatmin edebilir ve Matrix'ten bu yana aklını zorlayan filmlere özlem duyanları memnun edebilir. Ancak ne yazık ki bütün bunlar bir filmi başyapıt yapmaya yetmez.



Yönetmen: Christopher Nolan
Senaryo: Christopher Nolan
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page, Tom Hardy ve Ken Watanebe.
Yapım: ABD-İngiltere / 2010
Tür: Aksiyon-Bilim Kurgu
Süre: 148 dakika
IMDb Puanı: 8.8